Friday, September 18, 2009
travestiler genel fiziksel ozelliklerinin dogal bir sonucu olarak 'genel'den farkli gorundukleri icin mi 'farkli' olmayi secmek durumunda birakiliyorlar? gozlemledigim kadariyla kadinliklari 'genel' kadin olgusundan daha fazlasini ya da farklisini amacliyor. hayat kadinligi (bu terim de basli basina sorgulanasi) yapanlarin disindakiler de 'abartili' makyaj, giyim ve hareketleriyle kalabaligin icinde her zaman goze carpanlar arasinda oluyorlar. bu durum bir yandan da toplum tarafindan surekli olarak gordukleri baskinin isyani sanirim... rahatliklari, abartilari ve fiziksel gorunusleriyle kendinden emin ve ozguven dolu bir durus sergiliyorlar. ama korkarim bu aslinda zorunlulugun ve cozumsuzlugun getirdigi bir sonuc. baska secenek birakilmadigi icin farklilik kendi secimleriymiscesine icinde bulunduklari durumu icsellestiriyorlar. ama ne yazik ki isin ozunde aci ve kifayetsizlik yatiyor..
Sunday, August 30, 2009
kaslar
kaslar yuzun simetrisinde cok stratejik bir oneme sahiptir. ozellikle kadinlar guzellikleri ugruna vucudlarinin butun diger bolgelerinde oldugu gibi kaslarini da periyodik olarak yolmak zorunlulugu tasidiklarindan ve bu kismin stratejik onemini cok iyi bildiklerinden buyuk bir yukumlulugun altina girerler...dogru 'kasci'yi (evet boyle bir kavram da vardir) bulabilmek ve bulundugunda da gerekli bedeli haftalik cizelgede denklestirebilmek bazen bir omur bile surebilir.. (zira iyi bir 'kasci'nin bir seanslik ucreti 30 YTL'yi bulmakta ve bu islemin her hafta tekrarlanma zorunlulugu ayni muameleyi goren diger bolgeler de goz onunde bulunduruldugunda bir servete mal olmaktadir)
gunumuzde her ne kadar erkekler de yavas yavas 'kas alma sektoru'ne giris yapiyor olsalar da bu bolgenin stratejik onemini henuz tam anlayamamislardir..iste bu yuzden "aaa!!!kaslarin ne kadar guzel!!!", "kaslarin muhtesem olmus" gibi iltifatlari ancak kadinlardan duyabilirsiniz..
butun "kas sektoru'nun yaninda basli basina kucucuk bir kil birikintisinin bu kadar stratejik oneme sahip olmasi bile ne garip...
not: erkekler guzel kasin farkina tam olarak varamasalar da, kotu, kalin, savruk olanlari hemen farkederler..dikkat!
gunumuzde her ne kadar erkekler de yavas yavas 'kas alma sektoru'ne giris yapiyor olsalar da bu bolgenin stratejik onemini henuz tam anlayamamislardir..iste bu yuzden "aaa!!!kaslarin ne kadar guzel!!!", "kaslarin muhtesem olmus" gibi iltifatlari ancak kadinlardan duyabilirsiniz..
butun "kas sektoru'nun yaninda basli basina kucucuk bir kil birikintisinin bu kadar stratejik oneme sahip olmasi bile ne garip...
not: erkekler guzel kasin farkina tam olarak varamasalar da, kotu, kalin, savruk olanlari hemen farkederler..dikkat!
Saturday, August 29, 2009
kaybolan dusunce baloncuklari
gunlerdir kafamda biriktirdigim ve unutmayayim diye aralikli olarak gelistirdigim kelimeler nereye kayboldular?
Monday, July 13, 2009
özel olmak...
insanlar neden hayatlarını başkalarına kendilerinin ne kadar özel olduklarını kabul ettirmek ya da kanıtlamak üzerine kurarlar? halbuki esas olan herkesin farklı özellikleri ve iyi-kötü taraflarıyla özünde bir olduğunu kabul edip hayatı keyifli kılmaya çalışmak değil mi? neden bu kadar korkuyoruz normal, sıradan ya da ortalama olmaktan? herkesin aynı ölçüde normal olması herkesin birbirinden çılgın ya da özel olmasından çok daha mantıklı değil mi? ya da sadece kendimizin herkesten özel olmasından?
Thursday, June 25, 2009
Monday, June 15, 2009
is-siz-lik
is bulma stresine ve piyasada is olmamasina ragmen ise gitme zorunlulugunun yakinda bitecek olmasinin dayanilmaz hafifligi..:)
Monday, May 25, 2009
Thursday, April 23, 2009
takla
cocukken nasil da yuvarlanip dururduk! karada ya da suda hic farketmez... duz taklalar sahaneydi de tersleri benim icin her zaman sinirlarimi zorladigim kisisel mucadelelere donusmustur. bir yandan dunyanin en muhtesem ters taklasini atmak isterken obur yandan keyifli bir bas donmesiyle burna kacan suyun genize dogru ilerlemesi...
pazartesi gunu kara taklalarinin keyfine kavustum yine. ve ne kadar uzun suredir bu duygudan uzak oldugum gerceginin saskinligini yasadim (tabi ki duz taklalar hala suda can bulmakta). bu sayede bedenimin ne kadar buyudugunu de farkettim. takla hareketinin en basinda kafami yere 90 derece aciyla koydugum zaman o koca cussenin ahenkle yuvarlanamayacagi korkusuyla yuzlestigimde... ama ilkini yapabildikten sonra yuvarlanarak devam ettim bir sure...
"benim taklalarim iyi!"
ve butun gun oyun oynadi-k! hayatimdaki en mutlu ve huzurlu gunlerden biriydi sanirim...
cok ozlemisim...
pazartesi gunu kara taklalarinin keyfine kavustum yine. ve ne kadar uzun suredir bu duygudan uzak oldugum gerceginin saskinligini yasadim (tabi ki duz taklalar hala suda can bulmakta). bu sayede bedenimin ne kadar buyudugunu de farkettim. takla hareketinin en basinda kafami yere 90 derece aciyla koydugum zaman o koca cussenin ahenkle yuvarlanamayacagi korkusuyla yuzlestigimde... ama ilkini yapabildikten sonra yuvarlanarak devam ettim bir sure...
"benim taklalarim iyi!"
ve butun gun oyun oynadi-k! hayatimdaki en mutlu ve huzurlu gunlerden biriydi sanirim...
cok ozlemisim...
Wednesday, April 15, 2009
zifiri karanlik
Dun gece zifiri karanlikta uyumanin garip keyfini yasadim yine. Gozlerin kapali ya da acik olmasinin hicbir sey ifade etmedigi o siyahin icinde… Yataktayken uyumaya calismaktan sIkILIp degisiklik olsun diye birseylere bakma, isigi, renkleri gorme istegiyle aralanan goz kapaklarinin hayal kirikligi ne garip… Bir yandan bilincindesin ayni siyahla karsilasacaginin ama bir yandan aliskanliklarinin etkisiyle umit etmeye devam ediyorsun. Sonunda yasadigin saskinlik ve alisilmisin disindaki tecrube de garip bir keyif veriyor…
Sonra baliklar gibi uyumaya calistim (ki bir nevi normalde de oyle uyudugum soylenebilir) gozlerim acik. Ama basarisiz oldum. Bu basarisizligin da bir getirisi vardi; gozkapaklarin kendini tamamen birakmis halinin tadini cikarmak. Daha once uzerine kafa bile yormamistim. Hatta farketmemistim bile bu kucucuk kas parcasinin bu kadar keyifli bir rahatlik saglayabilecegini…
Gozlerim kapali bugun yazacaklarimi dusundum. Sonra kafamdaki sesin baska birinden mi (olmak istedigim ya da oykundugum) yoksa icimdeki farkli bir yanimdan mi geldiginin ayirdina varamadim. Korktum…kendimden…
Ve uyku…
Sonra baliklar gibi uyumaya calistim (ki bir nevi normalde de oyle uyudugum soylenebilir) gozlerim acik. Ama basarisiz oldum. Bu basarisizligin da bir getirisi vardi; gozkapaklarin kendini tamamen birakmis halinin tadini cikarmak. Daha once uzerine kafa bile yormamistim. Hatta farketmemistim bile bu kucucuk kas parcasinin bu kadar keyifli bir rahatlik saglayabilecegini…
Gozlerim kapali bugun yazacaklarimi dusundum. Sonra kafamdaki sesin baska birinden mi (olmak istedigim ya da oykundugum) yoksa icimdeki farkli bir yanimdan mi geldiginin ayirdina varamadim. Korktum…kendimden…
Ve uyku…
Saturday, March 28, 2009
23/3/2009
Duygu yogunlugu icinde gecen sahane bir haftasonunun ardindan hala aglak bir sekilde, yapay isik altindaki, duvara dayali calisma masama donmus bulunuyorum. Elindeki kucucuk isleri buyutmeye ve daha anlamli, yararli hale getirmeye calistigin noktada hem sorgulandigin hem de daha cok somurulmeye calisildigin bir yerdeyim. Ve ne yazik ki her yer oyle…neyse…
Cuma aksami bebek gibi uyuduktan sonra cumartesi muhtesem havanin esliginde Brighton’a, deniz kenarina gittik. Tam anlamiyla bahardan kalma bir gundu…deniz kenarinda yatip yuvarlandiktan sonra bilgisayar oyunlari oynadik (dim). Ilk defa denedigim dans oyunu sahaneymis!!! Karar verdim ileride evimde olmali (tabi bir evim ve iyi seviyede param olursa). Sonra konusmalar, konusmalar… faydali ama bir yandan da yorucu…o anda degil de sonradan keyfi cikan..Pazar gunu de parkta yuvarlandik yine..fotograf cekmeyi ogrendim (hem de dunyanin en muhtesem hocasi ve hediyesi esliginde) Geceyi bitirmeyip Luton Havaalani’nda uyuyarak sabahlamam, 'duty free’deki ayakkabicida husrana ugramam ve ucaga binerken gorevlinin 'sorry but I have to be cautious’ aciklamasiyla Ingiltere’ye gelmeye ve oradan Avrupa’ya donmeye curret eden bir Turk olarak yasal belgelerimi herkesi bekleterek anlamsizca birilerine bildirmesini sabirli bir sekilde beklememin ardindan tekrar Paris..yeni heyecanlar ve artan yapilacaklarla ayni donguye geri dondum..
Hava artik duzelmeli..
Cuma aksami bebek gibi uyuduktan sonra cumartesi muhtesem havanin esliginde Brighton’a, deniz kenarina gittik. Tam anlamiyla bahardan kalma bir gundu…deniz kenarinda yatip yuvarlandiktan sonra bilgisayar oyunlari oynadik (dim). Ilk defa denedigim dans oyunu sahaneymis!!! Karar verdim ileride evimde olmali (tabi bir evim ve iyi seviyede param olursa). Sonra konusmalar, konusmalar… faydali ama bir yandan da yorucu…o anda degil de sonradan keyfi cikan..Pazar gunu de parkta yuvarlandik yine..fotograf cekmeyi ogrendim (hem de dunyanin en muhtesem hocasi ve hediyesi esliginde) Geceyi bitirmeyip Luton Havaalani’nda uyuyarak sabahlamam, 'duty free’deki ayakkabicida husrana ugramam ve ucaga binerken gorevlinin 'sorry but I have to be cautious’ aciklamasiyla Ingiltere’ye gelmeye ve oradan Avrupa’ya donmeye curret eden bir Turk olarak yasal belgelerimi herkesi bekleterek anlamsizca birilerine bildirmesini sabirli bir sekilde beklememin ardindan tekrar Paris..yeni heyecanlar ve artan yapilacaklarla ayni donguye geri dondum..
Hava artik duzelmeli..
Sunday, March 15, 2009
22/2/2009

Son gununde yakaladigim Luxembourg Muzesi'ndeki "Miro'dan Warhol'a" sergisi az ve oz koleksiyonuyla 20. yy resim sanatinin gelisimini kabaca gozler onune seriyordu (bu ifadeyi daha once hic yaziya dokmemistim sanirim). Aralarinda Dali, Mondrian, Warhol gibi sanatcilarin basyapitlarinin da bulundugu eserler tarih anlatiminin one ciktigi kronolojik bir duzen icerisinde sergileniyordu. Dolayisiyla sergi ziyaretcileri 'sesli rehber' (Turkcesi var mi bu kelimenin?!) almasalar bile eserlerle birebir iletisime gecmekten cok siralamanin bilgilendirici yonunu tecrube ediyorlardi. Bu anlamda serginin -sesli rehberin girisindeki serginin temelini olusturan kisisel koleksiyonla ilgili bilgiler de goz onunde bulundurulursa- amacladigi bilgilendirici, tarih anlatici uslubuna ragmen icerigini olusturan 20. yy resim sanatinin gelisimindeki dusunsel boyutu ziyaretciye aktarmakta pek basarili olamadigini soyleyebilirim. Her ne kadar farkli akimlardan keskin uslup orneklerini icinde bulundursa da kuratoryel calisma daha cok klasik zihniyetli koleksiyonculuk gelenegini oven klasik ve yaraticiliktan yoksun bir zihniyetin urunu gibi gorundu bana. mekanin ritmi ziyaretciyi sinirlayarak kendi duzeninin icine almakta ve oznel iletisimi -ziyaretci ve eser arasindaki- kisitlamakta basariliydi diyebilirim. Tabi bu konuda dar mekanda, birbirine alan birakmayan ziyaretci sayisinin da cok buyuk katkisi var-her ne kadar kalabalik sergi salonlari dogal olarak cok buyuk bir memnuniyetle karsilansa da..
En nihayetinde muzeden gayet memnun bir sekilde yeni kesiflerle ayrildim...
En sonunda oldu..ben de internet uzerinden sanal gunluk tutanlar kervanina katildim (en basit tanimiyla). Her ne kadar bu gunluklerin ozunde gorulenleri, gezilenleri, tavsiye ve uyarilari butunuyle biriktirme ve paylasma -romantik ‘gunluk tutma’ eylemine zit bir sekilde- durtusu olsa da bu girisim benim icin tamamen kisisel bir acilim (insanlik yararina olmayan). Sadece bir kisiye haber verilen, paylasir gibi yapan ama gorulsun istemeyen, belki de icten ice kesfedilmeyi bekleyen bir acilim..sanirim sirf bu gizli ‘kesfedilme’ durtusu beni bu noktaya getirdi. Her ne kadar geleneksel ve romantik bir sekilde surekli defter tutsam ve bu defterler hayatimdaki ayrintilar ve izlenimlerimle dolu olsa da iclerinde kisitli miktarda ‘dusunce’ ve ‘yaraticilik’ barindiriyorlar. Onlar daha cok hayatimin kagit uzerindeki ozetleri - ozellikle hafizamin zayifligi nedeniyle (ornegin) bir kitapla ilgili aldigim notun gercekte ne anlama geldigini saatlerce dusunup bir turlu bulamamam goz onunde bulundurulursa-. Sonuc olarak uzun yazi yazma aliskanligini edinemedigim icin kendimi dusunme eyleminden yoksun birakiyorum bir anlamda.
Bu girisimi farkli bir acidan degerlendirdigimde de icimdeki “yaratma” durtusunun pratik hayatimla bir turlu tam ortusememesinin rahatsizliginin artik dayanilmaz bir noktaya geldigini farkediyorum. Hicbir zaman ortaya koyacagim seylerle kabul gormeyi amaclamadim (durust olmak adina-en azindan bilincli olarak onceliklerim arasina koymadim). Ve buyuk egolarim olmadi doyurulmasi gereken (bunun da temeli kendine guvensizlige dayaniyor olabilir bilincaltinda). En nihayetinde nadide yeteneklerden biri olmadigimi da biliyorum ( ki nadide yeteneklere olan inancim da tartisilir-daha cok ‘gerekirci’ bir yaklasimim oldugunu soyleyebilirim). Biraz da tembel bir maymun istahliyim (ki en kotu kombinasyonlardan biri olarak tanimlanabilir). vs. vs.. icimdeki yaratma durtusunun pratige gecmek icin yaptigi en buyuk baski ya da kulucka doneminin sonu en cok okumaya, gormeye ve algilamaya basladigim donemde is hayatina bulasmam sonucu karsima cikti. Yapmak istedigim once sey varken baska seylerle ugrasip, kosarken yerimde sayiyormusum gibi hissetmekten biktim. Tanistigim (ki yine en yogun son 1 yil icerisinde) ilham verici, yetenekli ve olumlu insanlar kendilerine -yine uzerimde olumlu etkiler birakacak sekilde- gipta etmemi sagladi. En onemli sebeplerden biri de (hatta itiraf etmenin insani garip hissettirdigi) bana gore (tarafsizligim sorgulanabilir) cok yaratici ve kafasindakileri pratige -cok guzel bir sekilde- dokmeye baslayan, benim de bu anlamda kendimi daha cok sorgulamami saglayan bir sevgilimin olmasi (biyolojik ve sosyolojik gercekliklerin beraberinde getirdigi hassas noktalari itiraf etmesi garip oluyor her zaman).
…
Burasi benim yapmak istediklerimi pratige dokmem icin motive edici bir platforma donusebilir. Tamamiyle bana ozel ve kesfedilme/okunma/gorulme ihtimaliyle de yaptirimci. Dusuncesi bile heyecan verici…
Guzel bir baslangic, kotu bir site ismi!o kadar da olur…
Bu girisimi farkli bir acidan degerlendirdigimde de icimdeki “yaratma” durtusunun pratik hayatimla bir turlu tam ortusememesinin rahatsizliginin artik dayanilmaz bir noktaya geldigini farkediyorum. Hicbir zaman ortaya koyacagim seylerle kabul gormeyi amaclamadim (durust olmak adina-en azindan bilincli olarak onceliklerim arasina koymadim). Ve buyuk egolarim olmadi doyurulmasi gereken (bunun da temeli kendine guvensizlige dayaniyor olabilir bilincaltinda). En nihayetinde nadide yeteneklerden biri olmadigimi da biliyorum ( ki nadide yeteneklere olan inancim da tartisilir-daha cok ‘gerekirci’ bir yaklasimim oldugunu soyleyebilirim). Biraz da tembel bir maymun istahliyim (ki en kotu kombinasyonlardan biri olarak tanimlanabilir). vs. vs.. icimdeki yaratma durtusunun pratige gecmek icin yaptigi en buyuk baski ya da kulucka doneminin sonu en cok okumaya, gormeye ve algilamaya basladigim donemde is hayatina bulasmam sonucu karsima cikti. Yapmak istedigim once sey varken baska seylerle ugrasip, kosarken yerimde sayiyormusum gibi hissetmekten biktim. Tanistigim (ki yine en yogun son 1 yil icerisinde) ilham verici, yetenekli ve olumlu insanlar kendilerine -yine uzerimde olumlu etkiler birakacak sekilde- gipta etmemi sagladi. En onemli sebeplerden biri de (hatta itiraf etmenin insani garip hissettirdigi) bana gore (tarafsizligim sorgulanabilir) cok yaratici ve kafasindakileri pratige -cok guzel bir sekilde- dokmeye baslayan, benim de bu anlamda kendimi daha cok sorgulamami saglayan bir sevgilimin olmasi (biyolojik ve sosyolojik gercekliklerin beraberinde getirdigi hassas noktalari itiraf etmesi garip oluyor her zaman).
…
Burasi benim yapmak istediklerimi pratige dokmem icin motive edici bir platforma donusebilir. Tamamiyle bana ozel ve kesfedilme/okunma/gorulme ihtimaliyle de yaptirimci. Dusuncesi bile heyecan verici…
Guzel bir baslangic, kotu bir site ismi!o kadar da olur…
Subscribe to:
Posts (Atom)


